Deniz Canavarı Gözlemleri

Norveç’te 18. yüzyılda yaşayan Bergen Piskoposu Erik Pontoppidan ‘1752’de yayınladığı “Norveç’in Doğal Tarihi” isimli kitabında, Kraken adlı yassı ve birçok kolu olan bir deniz canavarından bahsetmektedir. 1870’lerde Nevvfoundland kıyılarına vuran dev mürekkep balığı leşleri görülünce Kraken’in ne olduğu da anlaşıldı. Piskoposun kitabında bahsedilen yaratıklardan biri de dev deniz yılanıydı. Kitapta donanma kumandanlarından birisi olan Amiral Lorenz Von Ferrey’nin yazdığı rapora yer verilmişti. Rapor şöyleydi:

“Sıcak ve rüzgarsız bir günde küreklerle ilerliyorduk. Bir ara dümencinin ve kürekçilerin işbaşında olmadığını farkedince güverteye çıktım ve tayfaların bir deniz yılanını uzaklaştırmaya çalıştıklarını öğrendim. Deniz yılanını masal yaratığı olarak kabul ettiğimden iyice görebilmem için yaratığa yaklaşılmasını emrettim. Gri başlı, büyük gözleri ve ağzı, boynunda çıkıntıları vardı. Başı sudan 1.5 metre yüksekte iken ateş ettim oda suya dalarak kayboldu. Daha sonra mürettebat arasında yapılan araştırmalarda 2 tayfa daha olayların doğruluğuna dair yemin ettiler.”
Deniz canavarlarına ait bu tip kayıtlar Osmanlı Arşivi’nde de mevcuttur. Kanuni zamanında İstanbul’da tersane kaptanlarından olan Seyyidi Ali Kaptan tecrübeli bir denizci idi. Ataları da denizciydi. Seyyidi Ali Kaptan gençliğinde Barbaros Hayrettin Paşa ile seferlere gitmiş, bahadırlar arasında cengâverliği kadar bilgeliği ile de sivrilmişti. 1554’te Basra kaptanlığına tayin oldu ve 15 Kadırga ile Hind Okyanusuna sefere çıktı. Biri 12 diğeri 20 kalyonluk 2 Portekiz donanmasıyla yaptığı muharebelerden zaferle çıktı. Sonra 34 gemilik üçüncü bir filoyla karşılaştı, cenkçileri eksik ve kürekçiler yorgun olmasına rağmen bunlarla da savaşa girdi. Gemilerden altısı mürettebatıyla battı, 200 cenkçi şehit oldu Fakat Portekizliler de aşırı hırpalanmış bir şekilde çekilmek zorunda kaldılar. Bu 3. harpten sonra Türk gemileri Hind denizcilerin Fil Tufanı dedikleri bir kasırgaya yakalandılar. Nihayet perişan halde Hindistan’a ulaştılar. Kuvvetli bir Portekiz donanmasının açıkta dolaştığı duyulunca Türk gemiciler dönmekten umudu kesip Hindistan’da Gücerat Hükümdarı Emir Esed’e asker yazıldılar. Seyyidi Ali Kaptan 50 arkadaşı ile karadan İstanbul için yola çıktı. Hindistan, Afganistan, İran üzerinden 3.5 yılda İstanbul’a döndü. Yolda tüm müslüman hükümdarlardan hürmet gördü, Sultan Süleyman’a mektuplar ve nameler aldı. Seyyidi Ali Kaptan bu gezideki anılarını Mirat’ül Matematik adını koyduğu bir risalede topladı ve getirdiği nameleri Kanuniye sunarak onun takdirini aldı. Bu risalede geçen dev deniz hayvanlarıyla ilgili bölüm şöyleydi:
“Hind denizinde gayet büyük yılanlar gördük, harman kadar kaplumbağalar gördük, kılavuzlarımız bunları görünce, ‘karanın yakınlığına alamettir’ dediler. Gene aynı denizde iken kadırga uzunluğunda balıklar ve deniz atları vardı.” Bazı sahillerde rastlanan dev yaratıkların cesetleri, açık denizlerde görülen ve denizciler tarafından rapor edilen yaratık hikayelerine oranla daha gerçekçidir. 1836’da ABD’de Florida kıyılarında 6.5 metre uzunluğunda, baltayla kesmesi dahi zor olan kalın bir deriye sahip, 10 metre uzunluğunda bir kolu hemen bitişiğinde kumlar üzerinde yatan, bir miktar çürümüş bir leş bulundu. Görenlerin tahmini hesaplarına göre eğer bu dev bir ahtapot ise 61 metre boyunda olmalıydı.

Klasik deniz canavarı raporlarından biri de 1848’de İngiliz Amiral Daedalus tarafından Lordlar Kamarası’na yazılmıştır. Mürettebat, Güney Atlantik’te 20 dakika süreyle olağanüstü boyutlardaki deniz yılanını izlediler. 1 metrelik başı suyun üzerindeydi, en az 18 metre uzunluğu vardı. Kaptan raporunda tanıdık bir yaratık olmuş olsaydı, çıplak gözle kolaylıkla tanıyabilirdim diye not etti. Deniz yılanı güneybatıya olan rotasını değiştirmedi. Belli bir mesafeden 20 dakika süreyle zaman zaman su yüzüne çıkarak gemiyi takip etti.

Yine 19. yüzyılda The Pearl adlı geminin Bengai Körfezi’nde sakin bir şekilde seyrederken dev bir ahtapotun saldırısına uğradığı ve ahtapotun uzun kollarını gemiye sararak onu dibe çektiği, olayı gören diğer bir geminin mürettebatı tarafından bildirilmiştir.

Bu tip deniz yaratıklarını gözlemleyen birçok gerçekçi şahit, kendilerine gülünmesi riskini göze alarak gözlemlerinden etraflarına bahsetmişlerdir. 1905’te “Royal Zoological Society”nin saygıdeğer üyelerinden Meade Waldo ve Michael Nicoll, Valhalla isimli bir buharlı gemiyle. Brezilya sahillerinde yolculuk yaparken gizemli bir deniz canlısı gördüler. Waldo olayı şöyle yazdı: Suyun üzerine çıkan geniş bir yüzgeç ve boyun tüylerini gördüm. Suyun altında da oldukça büyük bir vücut dikkat çekiyordu. Daha sonra kocaman başı ve boynu da suyun üzerinde göründü. Boynu yaklaşık bir insan vücudu kalınlığındaydı. Başı kaplumbağaya benziyordu ve gözleri vardı.”

Dramatik bir kayıt da 1915’te Kuzey Atlantik’te İngiliz buharlı gemisini torpilleyen Alman U Botunun tayfaları tarafından yapıldı. Anlatılanlara göre İngiliz buharlı gemisi torpillenince hemen battı. Bu sırada su altında büyük bir patlama oldu. Çalkalanan suların arasında 18 metrelik bir yaratık kıvranıyordu. Timsah gibi, dört kolu ve uzun bir kuyruğu vardı.

1925’te kocaman başı ve ördek gibi gagası olan bir leş California’nın Santa Cruz sahillerinde bulundu. Yarı çürümüş olduğundan hayvanın türü kolayca anlaşılamadı. Bunun üzerine leş, California Bilimler Akademisine götürülerek orada incelendi ve sonuçta bir tür balina olduğu açıklandı.

1930’larda 15.000 tonluk Brunswick adlı tanker, Samoa adaları yakınlarında iki kez dev bir ahtapotun saldırısına uğradı. Sonunda ahtapot pervaneye takılarak parçalandı.

Kanada’da Cadborosaurus ya da kısaca Caddy denilen bir deniz yaratığın­dan bahsedilir. Vancouver sahillerinde düzenli olarak görüldüğü söylenmek­tedir. 1939’da Caddy’i gören Kaptan Paul Sovverby’ın tarifine göre 1.5 metrelik tombulbaşı ve 12 metrelik buruşuk ciltli bir gövdesi vardı. 1941’de yaratığı gören balıkçı David Webb boynu ve başının deveye benzediğinden bahsetti. 1950’lerde Caddy’i gördüğünü iddia eden hakim James Brovvn ise onu 15 metrelik bir deniz yılanı olarak tarif etti.

1996 yılında ünlü Amerikan film şirketi Warner Broşun çizgi film karakte­ri olarak çıkarttığı Tasmanya Canavarı da kökenini bu tip olaylardan birinden almıştır. 1960 yılında temmuz ayında Tasmanya’da çıkan çok kuvvetli bir fır­tınanın ardından sahilde garip bir leş bulundu. Bu leş o güne kadar kimsenin görmediği 2 metre kalınlığında , 6 metre çapında yuvarlak bir yaratığa aitti. Beyaz lifli etini saran derisi çok kalın ve sert üzerinde de kahverengi tüyler var­dı. Yaratığı incelemeye gelen bilim adamları onun daha önce görülmeyen bir hayvana ait olduğunu kabul ettiler. Labratuvarda incelenen parçaların da çürümüş yağ dokusu olduğu tespit edildi.

Deniz canavarlarının insanlara saldırdığı vakalar da mevcuttur. 1962 de Amerikan Donanmasında görevli 4 dalgıç Florida kıyılarında sisli bir havada şişme botla sahile gidiyorlardı. Sağ kalan tek dalgıçın anlattıklarına göre aniden dayanılmaz bir koku duydular. Arkalarında kocaman bir boyun ve baş gördüler. Ardından hemen bota saldıran yaratık diğer üç dalgıcı beraberinde dibe sürükledi.

05Belçika’lı hayvan bilimci Dr. Bernard Hewelmans 1964’te yayınladığı “Deniz Yılanlarının Peşinde” adlı kitabında 1639-1964 yılları arasında gözlemlenen 587 olayı incelemiştir. Kanaatine göre bunlardan 56’sı sahte, 52’si bilinen de¬niz hayvanlarıydı, 121 tanesinde ise veriler çok yetersizdi. Kalan 358 olaydaki
gözlemlenen hayvanları 9 kategoriye ayırdı. Bu kategoriler arasında en sık görülen deniz yılanıydı.

Cevap Yaz