İnkalar

İnkalar, Mezoamerika’nın en geniş ve en kalabalık imparatorluğuydu. Nüfuslarının 7-8 milyon civarında olduğu sanılıyor. Tıp ve eczacılıkta hayret uyandıran gelişmelere imza atmışlar, buldukları cerrahi yöntemlerle ameliyatlar yapmışlardı. Ayrıca büyük kaleler, dev heykeller ve saraylar’ inşa etmişlerdi. Ülkede öyle büyük bir altın bolluğu vardı ki, sıradan evlerin mutfaklarında dahi altın gereçler kullanılırdı.

Yine bir Mezoamerikan uygarlığı ve yine hakkında çok az şey bilinen büyük bir imparatorluk … On üçüncü yüzyıla kadar sadece küçük bir kabile oldukları, zamanla çevredeki diğer kabileleri topraklarına katıp bölgede egemen hale geldikleri biliniyor. On üçüncü yüzyılın sonlarında ise And Dağları ‘nın ortasında bulunan 3400 metre yükseklikteki Cuzco bölgesine yerleştiler. İnkalar da Aztekler gibi olumsuz çevre koşullarını olumluya çevirmeyi başarmış, bölgedeki kayalık sıradağlara ve çorak topraklara rağmen gelişmiş bir uygarlık kurmuşlardı. Bir süre sonra tüm vadiyi ele geçirdiler. 1490’larda ülke sınırları bugünkü Kolombiya’nın güneyinden Şili’nin orta kesimlerine kadar uzanıyordu. Bu, 4000 kilometre karelik alanıyla Amerika’nın en geniş imparatorluğu demekti.

İnkalar sanat ve mimaride oldukça ilerlediler. Yol yapımında çok ileri bir teknik geliştirdiler. Tonlarca ağırlıktaki taşlardan altın süslemeli büyük taş kaleler, dev kayalardan yol kenarlarına duvarlar, tüneller ve görkemli tapınaklar yaptılar. Son derece düzgün bir tarzda yolları taşlarla döşediler. Arkeologlar yıllardan beri İnkalar’ın hayret uyandıran bu başarılarının sırrını araştırıyorlar. Ne var ki İnkalar’ın dev kayaları nasıl bu kadar kusursuzca oydukları, hareket ettirmek dahi imkansız görünürken kayaları birbirleri üzerine duvar amaçlı dikmeyi nasıl başardıkları, tünelleri hangi teknikle inşa etmiş oldukları hala tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Derin uçurumların ya da azgın nehirlerin bulunduğu yerlere tahtadan inşa ettikleri geniş asma köprüler, gelişmiş haberleşme sistemleri, uzun yollar üzerinde kurdukları dinlenme evleri ise İnkalar’ın sahip oldukları medeniyeti gösteren diğer ayrıntılar. Tüm bunların yanında İnkalar büyük bir zenginliğe sahiptiler. Ülkede fazlasıyla altın ve gümüş bolluğu vardı. Ne var ki onlar da Aztekler gibi altını ekonomik amaçlarla kullanmadılar. Yine Aztekler gibi onlar da altını kutsal kabul ediyorlardı. Bu nedenle tapınaklarını altınla kaplarlardı. Değerli süs eşyalarını da altınla ya da som gümüş ile süslüyorlardı. Bakırı döverek çanak çömlek yapıyor, eritilmiş metali kalıplara dökerek biçimlendiriyorlardı. Bunların yanı sıra çok güzel duvar halıları dokuyorlar, tunçtan çanlar, kemik ve bambudan flüt, toprak ve deniz kabuklarından borazan yapıyorlardı. Peki sonra ne oldu? Böylesine büyük bir medeniyet nasıl ve neden ortadan kayboldu?

 

Sırlarla dolu bir tarih

Yazısı olmayan diğer geçmiş medeniyetler gibi İnka İmparatorluğu da hakkında çok az bilgi sahibi olunan bir uygarlık. İmparatorluğun kurulduğu tarih tam olarak bilinmese de, 1532’de İspanyol Francisco Pizarro tarafından yıkıldığı ve 1535’te tamamen ortadan kalktığı biliniyor. İmparatorluğun kuruluş yılları ile ilgili sadece Pizarro ile birlikte ülkeye gelmiş olan yazar ve tarihçilerin arkalarında bıraktıkları belgelerden bilgi edinmek mümkün. Ne var ki çok az sayıdaki bu kişilerin söyledikleri pek birbirini tutmamakta.

Ortak tek görüş, imparatorluğu Manca Capac adlı bir kişinin kurmuş olduğu yönünde. Bunun dışında çoğu bilgi, birbiriyle tamamen çelişiyor. Örneğin kimi tarihçiler lnkalar’ın tüm tarihleri boyunca dört imparatorları olduğunu söylerken, kimileri de doksan dokuz imparatorun yaşamış olduğundan bahsediyorlar. Kısacası ülkenin kuruluş tarihi ve imparatorları hakkında kesinleşmiş bir bilgi mevcut değil. Ne var ki Peru hükümetinin son yıllarda Cuzco’da ortaya çıkardığı birkaç kent İnkalar’ın ilk zamanları ile ilgili ilerleyen sayfalarda değineceğimiz bazı bilinmeyenlere ulaşabilmemizi sağlamış durumda. İmparatorluğun son yüzyılıyla ilgili ise net bilgilere sahibiz. Eldeki bilgiler 1420’de imparator Pachacuti’nin tahta geçtiğini ve bu dönemde İnkalar’ın oldukça yükselmiş olduğunu gösteriyor. Pachacuti, imparatorluğun yasalarını yenileyip değiştirmiş, çevre kabileleri ülkeye bağlamış ve imparatorluğun sınırlarını iyice büyütmüştü. Onun zamanında İnkalar, Peru’ya tamamen hakim olmuş, aynı zamanda bugün Ekvator adı verilen Quito krallığını ele geçirmiş, güneyde Şili’deki Maule Nehri’ne kadar ilerlemişlerdi. Onun zamanında imparatorluğun 4 bin kilometre karelik bir alana yayıldığı biliniyor.

Bugün ise imparatorluğun izlerini bulmak için 6 bin metre yüksekliğe çıkmak gerekiyor. Kimi arkeologlar yoğun buz, kül ve karla mücadele ederek bu zor yolculuğun üstesinden gelmeyi başarabiliyorlar. Pei ama İnkalar günümüzün araç gereçleri olmadan buralara çıkmayı nasıl başarmışlardı? Kuşkusuz bu da cevabı hala verilememiş sorulardan biridir.

 

Muhteşem Mimari

Başkent Cuzco ‘nun yakınlarında bulunan antik Sacsahuaman şehrinde İnka mimarisinin muhteşem bir örneği bulunuyor. Bu, İnkalar’ın kasıtlı olarak farklı büyüklük ve şekillerdeki taşlardan inşa etmiş oldukları bir duvar. Sacsahuaman Kalesi’nin hemen arkasında bulunan bu duvarın bazı taşları 100 ton ağırlığında. Bu muazzam ağırlığa rağmen son derece düzgün bir şekilde yan yana yerleştirilmişler. Taş blokların nasıl bir araya getirildikleri arkeologların cevabını aradıkları bir başka soru. Bu derece büyük taş blokların birbirlerine nasıl monte edildikleri, nasıl kesilip biçimlendirildikleri günümüz teknolojisiyle dahi anlaşılabilmiş değil. Nitekim bu derece büyük taşlar kullanarak inşaat yapmak için çelik halatlar kullanan vinçler gibi gelişmiş inşaat makinelerinin kullanılması şart. Erich von Daniken, “Çok güzel kesilmiş taş kitleleri karşısında şaşıp kalmamak elde değil. Hiçbir yerde sıva veya çimento gibi bir kaynaştırma malzemesi yok. Bloklar birbirinin üstüne büyük bir ustalıkla yerleştirilmiş. İnkalar bunu basit aletlerle mi yapmış!” diyerek İnkalar’ın mimari yeteneğine dikkat çekiyor.

inkalarda mimari

Kenarlarında yuvarlak kesme taşlar kullanılan duvarın inşa tarzı İnkalar tarafından yapıldığını ortaya koyuyor. Bu tipik yapıya İnka İmparatorluğu’nun varlık gösterdiği tüm bölgelerde rastlamak mümkün. Duvarın inşasında kullanılan taş bloklardan birinin yaklaşık 5 katlı bir ev büyüklüğünde ve yaklaşık 20 bin ton ağırlığında olması da açıklanamayan bir başka muammadır. Bu taş bloğun nasıl hareket ettirildiği bugün dahi büyük bir şaşkınlık ve merak konusudur. Günümüzün modern makineleriyle bile böyle bir ağırlığı kaldırmak milinkün değildir. Bugün dünyanın en büyük vinci bile ancak 3 bin ton ağırlık kaldırabilecek kapasitededir. Bu ise İnkalar döneminde günümüzün ötesinde bir teknolojinin kullanılmış olabileceğini açıkça göstermektedir.

İnkalar yol ve tünel yapımında da başarılı çalışmalara imza atmışlardı. Yerleşmiş oldukları And Dağları’nın pek çok dezavantajına rağmen inka mühendisleri eğimin dik olduğu sarp dağ koşullarıyla baş edebilecek mükemmel bir tekniğe sahiplerdi. Yollarının birçoğu bugün hala kullanılır durumda ve hayranlık uyandırmakta. İnşa etmiş oldukları tünelleri ise dev kayaları oyarak yapmışlardır. Günümüzde tünellerin büyük çoğunluğu etkili patlayıcılar ya da gelişmiş delme makineleri kullanarak açılabilmektedir. Mekanik yöntemlerin yanı sıra delme, destekleme ve kaplama yöntemlerindeki önemli gelişmeler her tür zeminde tünel yapımına imkan sağlamıştır. Ne var ki bugün dahi tünel yapımı yavaş ilerleyen ve maliyeti de oldukça yüksek olan zor bir iştir. İnkalar’ın bu yeteneği nasıl geliştirdikleri ise bilinmemektedir.

 

Sorunsuz işleyen bir ekonomi

İnkalar’ın ekonomisine ayllu adı verilen bir köy ortaklığı sistemi hakimdi. Bu sistemde topraklar tüm köy halkının ortak mülkiyetindeydi. Topraklar her yıl parsellenir ve ailelere dağıtılırdı. Parsellenen toprağın büyüklüğü verimliliğine göre hesaplanırdı. Toprakların üçte biri rahiplere bırakılır, geriye kalan alanın yarısı devlet tarafından işletilir, diğer yarısı ise ayllu ortaklığına ayrılırdı.

Madenlerden çıkarılan altın, gümüş ve bakır doğrudan devlete teslim edilirdi. Devletin usta kuyumcuları bu madenlerden gösterişli sanat eserleri ortaya çıkarırlardı. Devlet, madenlerin bir kısmını ise öngördüğü miktarda halka dağıtırdı. Bu nedenle İnka insanlarının evlerinde saf altın ve gümüşten yapılmış ev ve mutfak eşyaları bulunurdu. Para kullanılmadığı için köylüler vergilerini topraklarda çalışarak, sulama kanalları ile yolların bakım ve temizliğini yaparak öderlerdi. Erkekler belli dönemlerde devlete hizmet vermek zorundaydılar. Kadınlar ise kumaş dokur ve ayakkabı veya halat yaparlardı. Ayrıca İnka’ya ve soylulara hizmet eden kişiler, kuyumcu atölyelerinde çalışan zanaatkarlar ve devlete ait sürüleri otlatan çobanlar da vardı. Çalışanlar altmış yaşlarına geldiklerinde emekliye ayrılırlardı. Bundan sonra kendilerine devlet bakardı.

 

İnkalardan kalma gizli tüneller

Güney Amerika’da, özellikle de Ekvador, Peru ve Bolivya civarında pek çok gizli tünelin var olduğu ve bu tünellerde yığınlar halinde altın ve mücevherin saklı olduğu yönünde. yaygın bir düşünce vardır. Bazı antik belgelerde ise söz konusu bölgede yeraltında eşine rastlanmamış derecede güzel bir altın bahçeden bahsedilmektedir. Peki tüm bunlar acaba sadece söylenti midir, yoksa gerçeklik payı var mıdır? Gizli tünellerin hayal ürünü olmadığı yönündeki bir iddia İspanyol bir yağmacının ordusunda görev yapmış olan Cieza de Leon adlı bir asker tarafından ileri sürülmüştür. Leon, İnkalar’ın İspanyol soygunundan korumak için hazinelerini dağlar altında açtıkları birtakım tünellere sakladıklarını belirtmiştir. Bu görüş pek çok arkeolog tarafından da desteklenmektedir.

Ortaya çıkarılan gizli tüneller arasında en ünlüsü Lima’yı Cuzco’ya bağlayan ve sonra da Bolivya sınırına uzanan bir tünel şebekesidir. Eski belgeler çok sayıda gizli tünelden bahsetse de bu belgeler doğrultusunda araştırma yapmak söz konusu değil, çünkü tamamen toprakla dolu olan bu tünellere ulaşmanın ve temizlemenin hazinelerden bile daha yüklü bir paraya mal olacağı düşünülüyor.

 

Tarihin En Gizemli şehirlerinden biri. Machu Picchu

Tarihin en gizemli kayıp medeniyetlerinden biri olan İnkalar, arkalarında pek çok soru işareti bırakarak tarih sahnesinden çekildiler. Geride bıraktıkları mimari eserler ise görenleri şaşkınlığa sürüklemeye devam etmektedir. Peru Andlari’nın 2.430 metre yüksekliğinde kurulu “eski tepe” anlamına gelen Machu Picchu şehri bunlardan biridir. Rivayetlere göre İspanyol işgali sonucu ülkelerini kaybeden İnka liderleri 1536 yılında etraflarındaki az sayıda insanla birlikte bu gizemli kente yerleştiler ve ülkeyi otuz yıl daha buradan idare ettiler. Şehrin neden ve nasıl bu kadar yükseğe yapıldığı ise hala bilinmiyor. İnkalar’ın kaçtıklarını duyan İspanyollar bu şehirle ilgili söylentileri duymuş ve bulmak için çok çaba sarf etmişler, ama hiçbir şekilde bir sonuç alamamışlardı.

Machu Picchu şehri

İşgalden kaçmayı başarabilen az sayıdaki İnkalı, bu yüksek dağın tepesinde bir süre daha yaşamlarını devam ettirdiler. Bu olayların yaşandığı on beşinci yüzyılın son döneminde And Dağları’nın ormanları tarafından sarılıp yutulan bu ilginç şehir uzun süre insanlık tarihinin önemli kayıpları arasında yer aldı. Ta ki yirminci yüzyılın başlarına kadar. ABD Yale Üniversitesi öğretim görevlisi ve ABD Senato üyesi Hiram Bingham, Güney Amerika’da kayıp kültürler üzerine araştırmalar yapıyordu. İnka direnişinin son kalesi olan Vilcabamba’yı arayan Bingham, And Dağları’na yöneldi ve 1911 yılında Machu Picchu yakınlarında Urubamba Nehri civarındaki yerleşim yerine geldi. Yöre halkı Bingham’a yakınlarda eski bir şehrin kalıntılarının bulunduğunu, ama buraya gitmenin bölgeyi tanımayan biri için çok tehlikeli olacağını söylediler. Bingham yanına yerli bir rehber alarak yola çıktı. Daha önce çok sayıda Batılı arkeolog Machu Picchu’ya ulaşmak için dağa tırmanmaya çalışmış, ancak başarılı olamamışlardı. Balta girmemiş bir ormanda ilerleyen keşif grubu, sonunda üzeri tamamen ağaç ve yosunla kaplı bir yapının önüne geldi. Bina İnka taş işçiliğinin eşsiz yeteneğinin izlerini taşıyordu. Hiram Bingham yapıyı tamamen kuşatmış bitki örtüsünü kaldıracak imkan ve insan gücüne sahip olmadığı için çevrenin fotoğraflarını çekip ABD’ye geri döndü. Hazırlıklarını tamamlayıp bir yıl sonra çok sayıda işçiyle yeniden dağa çıkan Bingham İnkalar’m gizli şehrini böylece tarihe kazandırmış oldu.

Kent, kendini saran ormandan temizlendi; yüzyıllardır saklı kalmış yapılar bütün heybetleriyle ortaya çıkarıldı. Ne var ki İnkalar’ın toprak kaymasına bu kadar yatkın bir yerde nasıl böylesine yapılar inşa edebilmiş oldukları ile ilgili bir fikir yürütülemiyordu. Machu Picchu: A Civil Engineering Marvel isimli kitabın yazarı mühendis Kenneth Wright, Machu Picchu için, “Çok kötü bir yerleşim alanı!” diyordu. Gerçekten de İnkalar, kralları Pachacuti’nin inzivaya çekilmesi için olabilecek en kötü yeri seçmişlerdi. Ama bu seçimleri İnkaların tarihe olağanüstü usta ve yetenekli kişiler olarak geçmelerini sağladı. İnkalı taş ustaları güzel yapı yapmayı gerçekten de çok iyi biliyorlardı. Granit taşları ustaca oymuş ve kusursuzca şekillendirmişlerdi. Tapınak ve konutları odalarından mükemmel bir manzaranın görülebileceği bir konumda tasarlamışlardı. Belli ki krallarının saklanacağı bu yeri çok görkemli yapmak istemişler, yapılarını büyük bir özen ve titizlikle hazırlamışlardı. Kullandıkları teknikler ise son derece özgün ve akılcıydı. Üstteki toprak tabakasının altına büyük bir kaya tabakası yaymışlar, granit duvarları fazladan taşlarla destekleyerek yılda 200 santimetreye varan yağmur sularının yapıya zarar vermemesini sağlamışlardı.

Tropikal yağmurlardan gelen suların ne kadar olduğunu tahmin etmiş, sonra da bu suları küçük delikler aracılığıyla kayanın içine akıtacak kanal sistemleri kurmuşlardı. Kenneth Wright, “Günümüzde de bu birçok modern şehrin başa çıkmaya çalıştığı bir sorundur. Ne var ki İnkalar bunu o zaman başarmışlar!” diyerek İnkalar’ın su bilimciliği konusunda ne kadar ileri olduklarının altını çizmektedir. İnkalar ayrıca yarım mil yükseklikteki bir dereden çekilen sularla işletilen 16 çeşme kurmuşlardı. Dikkatlice düzenlenmiş kanal sistemiyle su, 16 çeşmelik bu komplekse akıtılmaktaydı. Böylece şehir halkı her zaman için temiz su kullanabilmekteydi. İnka uzmanı John Rowe ise yama tekniği kullanılan bina ve duvarlarda ışık ve gölgenin teras, köşe ve koridorlar boyunca kayarak binanın içini teker teker aydınlattığına dikkat çekmişti.

 

Mumyalama uzmanı İnkalar

Peru’nun birinci derece sit alanı ilan ettiği Nazca bölgesinde kilometrelerce karelik bir alanda antik bir mezarlık bulundu. Burada yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda çok önemli bilgiler ele geçirildi. Bu bilgiler 2002 yılında National Geographic tarafından Inca Mummies: Secrets of A Lost Empire adlı belgeselle açıklandı. Belgeselde Peru’nun başkenti Lima’ya çok yakın bir yerde yapılan yeni bir keşiften bahsediliyordu. 1983’ten beri Peru’ da arkeolojik kazılar gerçekleştiren Peru doğumlu arkeolog Guillermo Cock başkanlığında bölgenin on altı ayrı yerinde kazılar yapıldı ve bunun sonucunda bir toplu mezar ve binin üzerinde mumya bohçası bulundu. Bu bohçaların her birinde bir ile yedi arasında değişen sayıda mumyalanmış insan bedeni olduğu görüldü. Bazı bohçalarda ailelere, çocuklarıyla birlikte gömülmüş annelere rastlandı. Mumyalanmış ceset dolu bohçalarda ayrıca giysiler, silahlar, mesleki eşyalar ve özel eşyalar da bulunuyordu. Bohçalarda toplam olarak en genci 1500 yaşlarında olan yüzlerce mumyalanmış ceset vardı. Mumyalar o kadar canlı görünüyorlardı ki, çoğunun saçları bile hala yerli yerindeydi. Bir kısmı zamanla tahrip olmuşsa da büyük bir bölümü sapasağlam kalmıştı. İnka mumyalarının hepsinde, Eski Mısırlılarınkinin aksine, iç organların hiçbiri çıkarılmamıştı. Bacaklar ise cenin pozisyonunda olduğu gibi karınlara doğru katlanmıştı. Peki ama İnkalar bu şaşırtıcı mumyalama tekniğini nereden biliyorlardı? Hiç şüphesiz bu mumyalar, İnkalar’ın tıp ve el sanatlarında ne kadar yetenekli olduklarını açıkça ortaya koymaktadır.

Mumyalarıyla ünlü Eski Mısır’dan farklı mumyalama teknikleri ise hala tam olarak anlaşılamamış olmakla beraber, bazı cesetlerde reçine ve moya bitkisinden yapılmış bir karışıma rastlanmış olması sırrın çözülmesine biraz yardımcı olmaktadır. Fowler Kültürel Tarih Müzesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışan Guillermo Cock bohçalarla ilgili şöyle diyor: “Çalışmalarımıza 1999 yılında başladık. O zamandan beri yaklaşık 1200 üzerinde ceset bohçası bulduk. Ceset bohçalamayı mumyaları paketleme yöntemi olarak tarif edebiliriz. Klasik bohçaların yanı sıra yaklaşık 40 tane de falsas cabezas olarak tabir edilen yüksek kalitede bohça bulduk. ‘Sahte kafa bohçası’ olarak tabir edilebilecek bu yöntem Peru sahillerinde geliştirilmiş ilginç bir gelenek. İnkalar’dan yaklaşık bin sene önce bu gelenek oldukça yaygındı. İnka öncesi dönemde de sık olmamakla beraber bu gelenek uygulanmaya devam edilmiş. Falsas cabezas’ın içinde ne olduğuna gelince … Bunların içinde birçok ceset ve insan eliyle yapılmış yüksek kalitede eşyalar vardı. Beş farklı tipte olmalarına rağmen bunların bazı ortak noktaları vardı: Hepsinde birden fazla ceset vardı. Bunlar özel olarak seçilen ve cenaze töreni için hazırlanan özel alanlara gömülüyorlardı. Oysa çoğu insan yüzeyde kazılmış mezar çukurlarına gömülüyordu. Falsas cabezas’larda ise çukur 4×4 ila 6×8 metrelik ölçüler arasında olup derinliği 4-5 metreye kadar varabiliyordu. Bu çukurlara farklı tipteki bohçalar yerleştiriliyordu. Çukur tamamen dolduğunda da yemek ikramı, ürünlerin yakılması ve yüzeye seramik kavanoz bırakma gibi birtakım törensi işlemler uygulaniyordu. İşgalciler bohça mezarlığının üstüne yerleşmişler, fakat şehir gelişimi açısından başarılı bir şehir kuramamışlar. Üstelik arkeolojik bölgeyi tamamen harap etmişler.

Cock cesetlerin nasıl mumyalandığını ise CBS News’a şöyle anlatmakta: “Etrafı kumaşlarla sarılı cesetler kuru topraklara seriliyor, böylece daha hızlı kurumaları sağlanıyordu. Bu süreç doğal olmakla birlikte işlemin tamamı özel tasarlanıyordu. Şimdiye kadar sadece üç bohça açılabilmesinin sebebi ise bohça açma işleminin oldukça ağır ilerleyen, pahalı bir süreç olması. Bütün bohçaların açılabilmesi ve cesetlerin tamamının yorumlanabilmesi için çok uzun bir süre gerekiyor. Açılan bohçalardan Pamuk Kralı adı verilen bir tanesinde yüzlerce kilo ham pamuk bulundu. Bohçanın içinde bir İnka soylusuyla bir bebeğin yanı sıra gıda, çanak çömlek, hayvan derisi ve mısır bulunan 70 farklı parça bulundu. Bulgular arasında en ilginç olanlardan bir başkası ise içinde yine bir soylu bulunan bir bohça. Bu ceset, üzerinde süslü tüylerle kaplı bir örtü taşıyor. Cenin pozisyonundaki cesetlerin çevrelerine çeşitli eşyalar yerleştirilmiş.

National Geographic Society araştırmacısı Johan Reinhard, “Mumya bohçaları İnkalar’dan kalan birer zaman kapsülü!” diyor. “Bir zaman diliminden kalan çok fazla sayıdaki mumya İnkalar hakkında yeni bilgiler edinmek için çok büyük fırsatlar sunuyor!” Nazca civarından çıkarılan 50-60 bin eşyadan 22 tanesini National Geographic sergilemektedir. Bunlar arasında seramik çömlekler ve üzeri desenli dokumalar da bulunmaktadır. Bugün Tupac Amam adıyla bilinen bu yerleşim biriminde 1989’da Peru dağlarında gerçekleşen gerilla savaşlarından kaçan 1200 aile yaşamaktadır. Mezarlar, üzerlerine kurulan evlerden gelen kanalizasyon sularıyla büyük çapta tahrip olmuş, sağlam kalanlar ise çevre halkı tarafından 1998’de buldozerlerle bozulmak istenmiştir. Amaç, arkeologların burada çalışma yapmalarını engellemektir. Ne var ki arkeologlar halkın caddeleri rahatlıkla geçmeleri için büyük bir köprü yapmış ve büyük bir çukur açmayı başarmışlardır. Yapılan araştırmalarda yüzeye çok yakın yerlerde mezarlar bulunmuştur.

 

Yeni keşifler

Son dönemlerin bir başka keşfi ise Corlhuayrachina adını taşıyan bir yerleşim alanı. İngiliz ve Perulu araştırmacılar tarafından ortaya çıkarılan Corihuayrachina, İnka uygarlığının yıkılmasıyla birlikte İspanyol işgalinden kaçan ve 40 yıl boyunca gizlenerek yaşamlarını devam ettiren son İnka topluluğuna ait bir yerleşim birimi. Machu Picchu’ya ve İnka uygarlığının başkenti Cusco’ya çok yakın olan Vilcabamba’da bulunan bu yerin on altıncı yüzyıldan kalmış olduğu düşünülüyor. Ortaya çıkarılan kalıntılar arasında yönetim ve yerleşime dair yapılar, tören platformları. tepesi kesik bir İnka piramidi ve pek çok insan kalıntısı var. Kazı çalışmasının başkanı İngiliz Peter Frost, “Burası tam bir bilmece! Bir zamanlar buralarda neler olduğunu anlayabilmek için biraz malzeme edinmiş olduk … ” demektedir.

2006’nın Ocak ayında ise Peru’da eski bir şehir kalıntısında büyük bir hazine bulundu. Milattan sonra yedinci yüzyılda inşa edilmiş olduğu pilinen ve 2005 yılında Amerikalı bilim adamlarınca ortaya çıkarılan kentte bulunan ve bugünkü değeri oldukça büyük olan hazinenin tarih kitaplarındaki “Çaçapoya Hazinesi” olduğu iddia ediliyor. Çaçapoya İspanyollar’ın· Peru’yu istilasından bir süre önce İnkalar tarafından fethedilen bir yerleşim yeri. Hazinenin bir mumya tabutunun içine gizlenmiş bir sandıkta olduğu ileri sürüldü.

Cevap Yaz